Kimileri onu Uğur Mumcu'nun kırık
kalemini alıp, onun kaldığı yoldan devam ettiğini söylüyor.
Kimileri onun için yazdığı her şeyin kendi kafasında uydurduğu
yalanlardan ibaret olduğunu savunuyor. Çıkardığı kitaplar her
zaman en çok satılanlar listesinde yerini aldı. Yazdıkları
kimilerini kızdırdı, kimileri tarafından alkışlandı. Soner
Yalçın şimdi en son kitabı 'Bu Dinciler O Müslümanlara
Benzemiyor' kitabıyla yine birilerini kızdırırken, birileri
tarafından alkışlanacak.
Yalçın, bu kitabında dinciler ile
müslümanlar arasındaki ayrımı örneklerle açıklıyor. Sonra
başlıyor anlatmaya 'Bu dincilerin o müslümanlara benzemediğini'.
Her şeyin küçük bir dergahta samimi islami duygular ile
başladığını, sonrasında milyon dolarların sahibi olan
'dincileri'. Bu 'yeşil' sermayenin nasıl geliştiğini, başta
Amerika olmak üzere, dünyanın neredeyse her yerinde açılan
okulları. Bu dincilerin, CIA ile olan ilişkilerini. Emniyet
teşkilatında yaşanan kadrolaşmayı, hukuksuzlukları. Medyayı
ele geçirerek nasıl yandaş medya yaratıklarını ve nasıl
oyunlar tezgahladıklarını... Saymakla bitmeyecek kadar uzun bu
liste... Kim mi bunlar? Çoğu memleketi yönetiyor şu anda, geri
kalan kısmı da devletin kadrolarından memur. Siz iyisi mi alın
okuyun bu kitabı, bazıları bildiğiniz şeyler olabilir ama çoğu
bilmediğiniz ve ilk defa duyacağınız şeyler.
Ben kitabın bazı bölümlerine
katılmamakla birlikte, kitabın beyinlerde çok şey
düşündüreceğinden eminim. Ve şaştığım bir nokta, savcıların
neden hala harekete geçmedikleri, harekete geçmek için neyi
bekledikleri? Tabi bunun olabilmesi için çok cesur savcılara
ihtiyacımız var, bu işin sonunda meslekten ihraç edilme olasılığı
da var. Sonuçta aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, av
hikayeleri hep avcıları övecektir. Eee bugünün Türkiye'sin de
avcı onlar olduğuna göre sanırım, savcıların durumunu biraz
olsun anlıyorum. En azından anlamaya çalışıyorum...
Keyifli okumalar...
Yayın Yılı: 2009 440
sayfa Kitap Kağıdı 14x23 cm Karton Kapak
Bütün hayatınızın bir yalandan
ibaret olduğunu öğrenseniz ne yapardınız?
Evan Casher başarılı bir belgesel
film yönetmedir. Mükemmel bir hayat sürmektedir. Ta ki annesinin
vahşice öldürüldüğü o güne kadar. Bir anda etrafı acımazsız
katillerle sarılan Evan, o güne dek hayatında bildiği her şeyin
aslında özenle inşa edilmiş bir yalanlar ağı olduğunu öğrenir.
Hayatta kalmak için tek bir şansı ve güvenebileceği kimsesi
yoktur. Ailesi ve kendisiyle ilgili şok edici bir gerçeğin peşine
düşmek zorundadır...
Kitabı çok satanlar listesinde
gördüğümde, klasik polisiye romanlardan olduğunu düşündüm.
İçimi kaplayan merak kitabı almama ve bu muhteşem kurguyu okumamı
sağladı. Her sayfasında ayrı bir gerilim, her sayfasında ayrı
bir gizem var Jeff ABBOTT'un Panik'inde. Eğer polisiye – gerilim
kitaplarından hoşlanıyorsanız, çok ustaca bir zekayla
kurgulanmış olan Panik'i okumazsanız çok şey kaçırmış
olursunuz.
Keyifli okumalar...
Çeviren: Elif Sezginci Yayın
Yılı: 2009 Orjinal Adı: Panic Kitap Kağıdı 520 sayfa
Cumhuriyet Türk Mucizesi Turgut Özakman’ın yazdığı üçlemenin son cildi. Serinin ilk kitabı Şu Çılgın Türkler, ikincisi Diriliş ve son olarak Cumhuriyet. Özakman bu kitabı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini, kuruluş felsefesini roman tadında anlatıyor. Bu kitapla aslında unuttuğumuz, daha doğrusu unutturulan gerçekleri yeniden hatırlatıyor ve ekliyor;
‘’Sevgili gençler!
Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan’ı, Irak’ı, İran’ı, Pakistan’ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan’ı Suriye’yi, Mısır’ı, Libya’yı, Tunus’u Cezayir’i, Fas’ı, Müslüman Afrika’yı düşünün.
Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkanlardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş yeterli sayıda eleman, uzman yok, araç – gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış.
O altın kuşağın iki gücü vardı sadece: Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar. Mucizeler yarattılar.
Her şeyi başarabildiler mi? 15 yıla sığabilecek her şeyi çok fazlasıyla başardılar. Eksiklikleri tamamlamak sonraki kuşaklara düşerdi. Sonraki kuşaklar görevlerini yaptılar mı? Bunu duygusallığa, partizanlığa kapılmadan dürüstçe sorgulamamız gerek.’’
Evet, sonraki kuşaklar görevlerini yaptılar mı? Bunun aslında çok kısa aynı zamanda çok uzun bir cevabı var. Kısa cevap; hayır yapmadılar – yapmadık. Bu ülkenin namussuzları kadar cesur olamadık ve o namussuzlar bizim kaderimizi yazdılar ve bizi oynattılar, oynatmaya devam ediyorlar. Aynı Müttefiklerin (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunanlı) İstanbul hükümetini, padişah Vahdettin’i oynattıkları gibi oynattılar, oynatmaya devam ediyorlar.
Devletin elinde neredeyse hiçbir kamu malı kalmadı. Özelleşe özelleşe bugünlere geldik. Bin bir zorluklarla açılan fabrikalarımızı, hiç düşünmeden sattılar, sattık. Bakacağımız yön bilim olması gerekirsen, biz hep televizyona baktık, dizilere baktık, evlendirme programlarına vs baktıkta baktık. Hala da bakıyoruz.
Kendimizi tatmin etmek için, hani derler ya serde erkeklik var, işte o yüzden internette profil paylaşım sitelerinde (başta facebook olmak üzere) sadece gruplara üye olup yurtseverliğimizi göstermiş oluyoruz. Kendimizi tatmin etmiş oluyoruz. Belirli gün ve haftalara kadar binler, yüz binler, milyonlar toplamaya çalışıyoruz. Peki, sonra ne oluyor? Hangi özelleştirme engellenebiliyor oradan, memleketin toprakları parsel parsel satılırken hangisi elde kalabiliyor?
Okuyun arkadaşlar, yol gösterici olarak tvleri değil, kitapları ve tarihi görün. Okumaktan kastettiğim üniversite okumak falan değil, hayatı okuyun, hayatı okudukça, hayatı sorgulayın… Sadece üniversiteyi bitirip, duvara asacağınız diplomanın sizi insan yapacağını zannetmeyin… Tarihin bir dönemini aslanlar yazdılar. O aslanlar Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular ve bizlere emanet ettiler. Bizim hatalarımız yüzünden şimdi tarihi avcılar yazıyorlar. Ve unutmayın ki, aslanlar tarihi yazana kadar tarih hep avcıların tarihi olacaktır…
Açlık Oyunları’nın ikinci kitabı olan Ateşi Yakalamak da heyecan son hızıyla devam ediyor. Her şeye rağmen Katniss ve arkadaşı Peeta hayatta kalmayı başararak Açlık Oyunları’nın galibi oldu. Her şeyden sonra Katniss, ailesine ve en yakın dostu Gale’e geri döndü. Ancak Gale ona soğuk davranmaktadır. Peeta ise ona tamamen sırtını dönmüştür ve Capitol’e karşı bir isyan olduğuna dair dedikodular yayılmaktadır. Bu isyanda Katniss ve Peeta’nın da payı olmuş olabilir.
Şok içinde olan Katniss, büyük bir kargaşayı ateşlemiştir ve bu kargaşayı durduramayacağından endişelenmektedir. Capitol’ün zalim zafer turu için mıntıkaları dolaşma zamanı yaklaşmaktadır. Eğer birbirlerine olan aşklarını kanıtlayamaz ve bu kargaşayı durduramazlarsa sonuçları korkunç olacaktır.
***
Serinin ikinci kitabı olan Ateşi Yakalamak da Suzanne Collins şaşırtmaya ve büyüleyeme devam ediyor. İlk kitapta olduğu gibi diğer sayfaya geçmek için sabırsızlanacaksınız. Katniss farkında olmadan bir kıvılcım yakmıştır ve bu kıvılcım gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. Artık mıntıkalar Capitol’e boyun eğmeye razı değil. Herkesin aklından ve yüreğinden geçenler aynı. Açlık Oyunları’nın ve Capitol’ün olmadığı özgür bir ülke…
İlk kitabın yorumunu bitirdiğim cümleyle bitireceğim bu yazıyı da… Kitapta okuduklarınızı gerçeğin aynasına tutun, bakalım ne göreceksiniz ve gördükleriniz karşısında ne kadar cesur davranacaksınız…
Açlık Oyunları 3 kitaplık bir seriden oluşuyor. Üçüncü kitap yayınlanmış değil ve bu ikisini okuduktan sonra üçüncü kitabı sabırsızlıkla bekleyeceksiniz…
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır, Capitol’ün etrafında 12 bölge bulunmaktadır. Capitol şiddetli ve acımazsızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır. Onların herbiri her yıl yapılan Açlık Oyunları’na katılmak zorundadır. Yarışma için her bir bölge yaşları on iki ve on sekiz arasında değişen birer erkek ve kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık Oyunları TV’den canlı olarak yayınlanan ve ölümüne bir kavgadır.
On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve kendinden daha küçük kız kardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kız kardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır. Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kız kardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verecektir. Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur. Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.
KAZANMAK ÜN VE TALİH ANLAMINA GELİR.
KAYBETMEK KESİN ÖLÜM ANLAMINDADIR.
AÇLIK OYUNLARI BAŞLASIN…
(Kitabın arka kapağından)
Fantastik Ütopya ülkeler konusunda bilinen en önemli kurgu George Orwell’ınBindokuzyüzseksendört (1984)’üdür. Açlık Oyunları’da en az Geoerge Orwell’ın 1984’ü kadar etkileyici ve muhteşem. Hatta biraz daha ileri giderek 1984’ü aştığını söyleyebilirim kendi adıma. Son zamanlarda nefes almadan okuduğum, uykusuz gecelerime mal olan bir kitap. Bir sonraki sayfayı tahmin etmeniz oldukça zor. Açık söylemem gerekir ki kitabı internet sayfalarındaki yorumlar üzerine alıp okudum. Yorumlar beni büyük bir merak içinde bırakmıştı. Kitabı okuduktan sonra yapılan yorumların aslında çok zayıf kaldığını anladım. Kitapta var olan ülke Panem’in oluşum sürecini okuduktan sonra, aslında böyle bir dünyanın bizi beklediğini düşünmeye başladım. Bir yanda her şeyin olduğu Capitol, diğer yanda açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü mıntıkalar… Son zamanlarda gazetelerde ve internetteki haber sayfalarında rastladığım ve beynime kazınan birkaç haber, Panem’in aslında yakın gelecekte var olabileceğini düşündürüyor. Örneğin Amerika’nın Dünya’nın uydusu Ay’ı su bulmak için füzelerle bombalaması, Amerika ve İngiltere’nin resmi olarak açıkladığı ve yakın tehlike olarak gördüğü ve bununla ilgili önlemler aldığı, almaya çalıştığı bir durumda şu: Dünya’nın yer altı ve yerüstü kaynaklarını dünyada ki nüfus ile orantılandığı zaman yeterli olmayacağını açıklamış olmaları. Bu şu anlama geliyor; dünyada çok fazla insan var ve dünyanın kaynakları bu kadar insanın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu yüzden de dünya nüfusunun büyük kısmının yok edilmesi gerektiği inancındalar. Şimdi düşünün; domuz gribi, kuş gribi, sars, kırım Kongo kene, tusunamiler vb. birçok şey kendiliğinden mi gelişiyor? Yoksa birileri bunları laboratuar ortamında mı geliştiriyor? Kitabı okuduktan sonra kitabın sayfalarını gerçek dünyanın aynasına tutun, sonra düşünün acaba aynadaki yansıma bize ne kadar yabancı? Keyifli okumalar…